🪸 Iman Ibadet Ihlas Sünnet Ve Amel Kavramlarının Anlamları

Cevap : İman, ibadet, ihlas, sünnet ve amel kavramlarının anlamları sorusunun cevabı İman ;Hz.Peygamber’i, Allah Teâlâ’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde (zarûrât-ı dîniyye) tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak demektir. 4 İman, ibadet ve ahlak arasındaki ilişkiyi yorumlar. 5. Allah’a karşı vazifelerini yerine getirmeye özen gösterir. 6. 6. kazanım işlenirken muhabbet, sünnete ittiba ve teslimiyet Peygamberimize karşı vazifelerini yerine getirmeye istekli olur. konularına kısaca değinilecektir. Ayrıca salat ve selam ile ilgili 7. Evliyaolmak için de, farzları yapmak lazımdır. Sıra ile, önce Ehl-i sünnet âlimlerinin bildirdikleri gibi iman etmek, sonra haramlardan sakınmak, farz olan ibadetleri yapmak ve salih olan müminleri sevmek lazımdır. İhlas ile yapılmayan ibadetin faydası olmaz, sevabı olmaz. İhlas, her şeyi yalnız Allah rızası için yapmaktır. Şanve Şeref Yalnız Allah (c.c)'a Aittir. Bismillahirrahmanirrahim. Nisa-139 "Onlar, mü’minleri bırakıp kâfirleri dost edinen kimselerdir. Onların yanında izzet ve şeref mi arıyorlar? Hâlbuki bütün izzet ve şeref Allah’a aittir." Fatır-10 "Her kim şan ve şeref istiyorsa bilsin ki, şan ve şeref bütünüyle Allah’a aittir. Zira, onlar Kuran ve sünnetten hareketle amel ederler, bunlara göre hayatlarını düzenlerler, bu hakikatlare razı olup, insanları ancak Kuran ve sünnete teslim olmaya ve her “hususta yegâne değer ölçüsü olarak ilâhi vahyi kabul etmeye çağırırlardı, imam Mâlik (r.a) bir hadis naklettikten sonra kendisinin de aynı İslamTarihi ile ilgili meselelerin en çok merak edilen konularından ve İslam Tarihi konusuna ait yüzbinlerce defa okunmuş soru-cevaplardan müteşekkil özel sayfa KUR’ÂN VE SÜNNET’TE İMAN AÇISINDAN İNSANLARIN ÖZELLİKLERİ İMAN ve İSLAM KAVRAMLARI Sözlük ve Terim Olarak İman a) Sözlükte İman: Sözlükte “güven içinde bulunmak, sükûnet ve huzura kavuşmak, korkusuz olmak” anlamına gelen ‘E-M-N’ (emân) kökünden türeyen bir kelime olan İman; doğrulamak, güven ve itimat etmek, boyun eğmek, itaat etmek, saygı ve tevazu İMANAMEL İLİŞKİSİ Bu konunun Kur’an çerçevesinde Müslümanlarca iyi bilinmesi gerekmektedir. Zira bu konunun hakikatinin bilinmemesi nedeniyle toplum amelsiz insanlardan geçilmez oldu. Ameli olmadığı hâlde Müslümanlığı kimse elden bırakmıyor. Bu konu herkes tarafından doğru dürüst öğrenilmelidir ki, kimin gerçek kimin sahte Müslüman olduğu anlaşılsın. İman Şeriat, üç bölümdür: ” ilim, amel, ihlas”. Yani bir Müslüman, ilk emrin gereği okuyacak, öğrenecek, sonra bu öğrendiği ile amel edecek fakat bu amelini de ihlaslı yapacak. Günümüz Müslümanları daha ilk aşamada sorunlarla karşı karşıyadır. Dinini, Onun yüce kitabını, Onun Resulünün sözlerini (hadisler 1 Allah'a, sevabını umarak ve azabından korkarak ibadet etmek. Yani Cennet ümidi veya Cehennem korkusu ile ibadet etmek. 2- Allah'a ibadetle şereflenmek veya onun emirlerine uymak ve kabul etmiş olmak için ibadet etmek. 3- Allah'a, ibadet ve tâzime lâyık olduğu için ibadet etmek. Bu ibadetin en yüksek derecesidir. Cevap İslam dininin temeli; ilim, amel ve ihlastır. İlim; iman, fıkıh ve ahlak bilgileridir. Bunlar, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarından öğrenilir. Amel, bu bilgilere uygun işlerdir. İhlas; ilmin ve amelin, Allah rızası yani Allahü teâlânın sevgisini kazanmak için elde edilmesidir. Ehli Sünnet ekolleri Allah'ın sıfatlarının olması, iman-amel ilişkisi, imamet, büyük günah, kader gibi konularda temelde ortak görüşlere sahiptir. Ehl-i Sünnet, birçok ekole verilen kapsamlı bir kavramdır. Esasında birçok farklı görüşe sahip fikir grupları (ekoller) Ehl-i Sünnet kavramı içinde yer almıştır. aWxX. Cevap İman, ibadet, ihlas, sünnet ve amel kavramlarının anlamları sorusunun cevabıİman ;Hz. Peygamber’i, Allah Teâlâ’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde zarûrât-ı dîniyye tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak Allah`ın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçmak, Onun rızasına uygun hareket etmek Allah'a tam anlamıyla bağlı olarak ibadetleri yerine getirmek, şirkten uzak bir şekilde Allah'a teslim olmak Hz. Peygamber'in devamlı olarak yaptığı ve bir mazeret olmaksızın terketmediği şeydir. Hz. Peygamber'in farz ve vacip olmayarak yaptığı ve bize emrettiği niyetli davranış, bir maksada bağlı olarak yapılan fiildir. “İman, ibadet, ihlas, sünnet ve amel kavramlarının anlamlarını araştırınız.” ulaşabilmek ve dersinizi kolayca yapabilmek için aşağıdaki yayınımızı mutlaka ibadet, ihlas, sünnet ve amel kavramlarının anlamlarını İman sözlükte, “bir kişiyi söylediği sözde tasdik etmek, doğrulamak, söylediğini kabullenmek, gönül huzuru ile benimsemek, karşısındakine güven vermek, güvenlikte olmak, şüpheye yer vermeyecek biçimde içten ve yürekten inanmak” anlamlarına gelir. Terim olarak ise, Hz. Peygamber’i, Allah Teâlâ’dan getirdiği kesin olarak bilinen hükümlerde zarûrât-ı dîniyye tasdik etmek, onun haber verdiği şeyleri tereddütsüz kabul edip bunların gerçek ve doğru olduğuna gönülden inanmak sözlükte h–l–s fiil kökünden türemekte ve ayrışmak, katıksız dupduru olmak, arınmak anlamına gelmektedir. İhlas bulaşan bir şeyden kendini kurtarmak, arındırmak anlamına gelirken diğer bir anlamı da özüne dönmek, aslına kavuşmak olarak dini anlamı ise, Allah’a tam anlamıyla bağlı olarak ibadetleri yerine getirmek, şirkten uzak bir şekilde Allah’a teslim olmak Allah`ın emirlerini yapıp, yasaklarından kaçmak, Onun rızasına uygun hareket etmek Hz. Peygamber’in devamlı olarak yaptığı ve bir mazeret olmaksızın terketmediği şeydir. Hz. Peygamber’in farz ve vacip olmayarak yaptığı ve bize emrettiği sözlükte, iş, davranış, hareket, aksiyon, faaliyet ve faydalı eylem anlamlarına gelir. Amel’, aslında niyetli davranış, bir maksada bağlı olarak yapılan fiildi.“Temel Dini Bilgiler İslam 1 Ders Kitabı Cevapları MEB Yayınları Sayfa 37” ile ilgili aşağıda bulunan emojileri kullanarak duygularınızı belirtebilir aynı zamanda sosyal medyada paylaşarak bizlere katkıda bulunabilirsiniz. 2023 Ders Kitabı Cevapları ☺️ BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER! Ehl-i sünnet bilginlerinin çoğuna göre bu tür iman geçerli olmakla beraber, kişi imanı akli ve dini delillerle güçlendirmediğinden dolayı sorumludur. Peki, amel ne demektir? İman ile amel arasındaki ilişki nedir? Taklidi ve tahkiki iman arasındaki fark nedir? Sizler için, Diyanet’in İlmihal-1 “İman ve İbadetler” kitabında yer alan bilgilere göre, taklidi ve tahkiki iman ve İman ile amel arasındaki ilişkisi hakkında merak edilenleri ve bilinmeyenleri derledik. TAKLİDİ VE TAHKİKİ İMAN NEDİR? Delillere dayalı olmaksızın sadece çevrenin telkini ile meydana gelen ve âdeta kişinin İslâm toplumunda doğup büyümüş olmasının tabii sonucu olarak gözüken imana taklîdî iman denilir. TAKLİDİ VE TAHKİKİ İMAN NASIL AYRILIR? Ehl-i sünnet bilginlerinin çoğuna göre bu tür iman geçerli olmakla beraber, kişi imanı aklî ve dinî delillerle güçlendirmediğinden dolayı sorumludur. Taklîdî iman, inkârcı ve sapık kimselerin ileri süreceği itirazlarla sarsıntıya uğrayabilir. Bunun için imanı, dinî ve aklî delillerle güçlendirmek gerekir. Çünkü deliller, ileri sürülecek şüphe ve itirazlara karşı imanı korur. Delillere, bilgiye, araştırma ve kavramaya dayalı imana ise tahkîkî iman denir. Aslolan her müslümanın tahkîkî imana sahip olması, neye, niçin ve nasıl inandığının bilincini taşımasıdır. AMEL NE DEMEKTİR? Amel, iradeye dayalı iş, davranış ve eylem demektir. Esasen tasdik ve ikrar da birer ameldir. Ancak amel deyince daha çok kalp ve dil dışında kalan organların ameli anlaşılmaktadır. Bu durumda iman ile amel birbirinden ayrı şeyler olmasına, amelin imanın bir parçası olmamasına rağmen, her ikisi arasında çok sıkı bir bağ ve ilişki bulunmaktadır. İMAN ile AMEL ARASINDAKİ BAĞ NEDİR? Ehl-i sünnet bilginlerine göre amel, imanın parçası, rüknü ve olmazsa olmaz unsuru değildir. Bu sebeple bütün dinî esasları kalpten benimsemiş fakat çeşitli sebeplerle buyrukları yerine getirmemiş veya yasakları çiğnemiş olan kimse, işlediği günahı helâl saymadığı müddetçe mümin sayılır. Çünkü AMEL İMANIN AYRILMAZ PARÇASI DEĞİLDİR a Kur'ân-ı Kerîm'de "İman edenler ve sâlih amel işleyenler..." diye başlayan pek çok âyet vardır el-Bakara 2/277; Yûnus 10/9; Hûd 11/23. Bu âyetlerde iman edenlerle sâlih amel işleyenler ayrı ayrı zikredilmiştir. Eğer amel imanın bir parçası olsaydı, "iman edenler" denildikten sonra bir de "sâlih amel işleyenler" denmesine gerek olmazdı. b Bazı âyetlerde iman, amelin geçerli olabilmesi için şart kılınmıştır. Meselâ "Her kim mümin olarak iyi işler yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar" Tâhâ 20/112 buyurulmuştur. Eğer iman ile amel aynı şey veya amel imanın parçası olsaydı, o zaman ayrı ayrı zikredilmezdi ve iman, amelin geçerli olmasının şartı sayılmazdı. c Bazı âyetlerde de büyük günahın imanla birlikte bulunabileceği ifade edilmiştir. Bunlardan birinde "Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin..." el-Hucurât 49/9; ayrıca bk. el-Bakara 2/178; etTahrîm 66/8 denilmiş, büyük günah sayılan öldürme fiilini işleyerek ameli terkeden kişilerden "müminler" diye söz edilmiştir. d Peygamber Efendimiz döneminden itibaren büyük din bilginleri, kalbinde imanı bulunduğu ve bunu diliyle söylediği halde dinin emrettiği amelleri işlemeyen veya bazı yasakları çiğneyen kimseleri –yaptıklarını helâl ve meşrû görmedikleri sürece– mümin saymışlar, ancak bu kimselerin günahkâr mümin olduklarını ifade etmişlerdir. Bu, Ehl-i sünnet âlimlerinin ortak görüşüdür. AMELİN GEREKLİLİĞİ VE İMANLA OLAN İLGİSİ NEDİR? Amel ile iman arasında çok yakın bir ilişki vardır. Kur'ân-ı Kerîm'in birçok âyetinde iman ile sahih amel yan yana zikredilmiş, müminlerin sâlih amelleri işleyerek maddî-mânevî gelişmelerini sağlamaları ısrarla istenmiştir. Çünkü düşünce ve kalp alanından eylem ve hareket alanına çıkamamış olan iman meyvesiz bir ağaca benzer. Kalpte mevcut olan iman ışığının hiç sönmeden parlaması, giderek gücünü artırması sâlih amellerle mümkün olabilir. Ayrıca imanın olgunluğuna ermek, imanı üstün bir dereceye getirmek ve böyle iman sahiplerine Allah'ın vaad ettiği sonsuz nimetlere kavuşmak için de amel gereklidir. İnsan sadece inanılması gerekli şeyleri tasdik eder, ameli umursamayan bir tavır sergileyip yasakları çiğnerse, dine, Allah'a ve Peygamber'ine olan bağlılığı yavaş yavaş azalır, günün birinde kalbindeki iman ışığı da sönüp gider. O halde amelin hem imanı güçlendirmede üstlendiği rol, hem de müminin cehennem azabından kurtularak nimetlere ulaşmasına aracı olması ve Rabbine karşı kulluk görevini gerçek anlamda yerine getirmesi bakımından önemi çok büyüktür. Ey iman edenler! Allah’a, Peygamberine, Peygamberine indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba iman edin. Kim Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, peygamberlerini ve ahiret gününü inkâr ederse, derin bir sapıklığa düşmüş olur.Nisa 4/136 İman, ibadet ve ahlak İMAN ; İman tek kudret ve ilim sahibi Yüce Allah’a ve O’nun ilmine, ahengine, şefkatine, azap ve gazabına, heybet ve haşmetine, lütuf ve bereketine, şifa ve mucizesine, mükafat ve cezasına, Arş’daki istivasına kalpten inanmak, bu uğurda nefes alıp, bu uğurda müslüman ve sadık bir mü’min olarak ölmeyi arzulamak, bu imanın getirdiği ibadete dört elle sarılmak, bu iman ve ibadetin bir sonucu olarak güzel ahlak sergilemektir. İBADET ; Yüce Rabbimize gönül vermiş, cenneti arzulayan mü’minlerin O’nun hoşnutluğuna ve mükafatına mahsar olmak için bir imtihan alanı olan bu fani dünyada emredilen şükür gösterme ve bağışlanma dileme esaslarını tümden ve hem mali hem bedeni olarak şeklen ve kalben emredildiği şekilde uygulamaktır. AHLAK ; Yalnız Yüce Allah’a ibadet etmeye söz vermiş insanoğlunun, alçak gönüllü, merhamet, adalet ve şefkat dolu imanı ile yapacağı ibadetin sonucu olarak Allah’ın hoşnutluğunu elde edebilmek gayesiyle kazanmaya çalışacağı güzel yaşam şeklidir. İMAN, İBADET VE AHLAK İLİŞKİSİ; İman bir mümin için varılacak son noktadır ve inanmaktan çok daha fazlasını ifade eder. Bir insana veya bir malzemeye güvenebilir, inanabilirsiniz. Fakat ona, itimat etmek, hayatını teslim edecek kadar güvenmek, ömrünü onu hoşnut edebilmek için geçirmek ve daha önemlisi ondan emin olmak velhasıl ona iman etmek farklı bir şey ve bir yaşam tarzıdır. Bu sonsuz sevgi ve itimat öyle bir şeydir ki beraberinde hem sevip hem korkmayı gerektirir. Bu beraberinde ölene kadar değişmemeyi, son nefesini verirken bile bu halde bulunma isteğini ifade eder. Hiçbir insan bu kadar sevgi ve güvene layık olamaz. Yeryüzündeki egemen hiçbir kuvvet insanoğlunu bu bahsedilen şekilde kendine bağlayamaz. Bu iman sadece Yüce Allah’a ve O’nun Resullerine, peygamberlerine, meleklerine, kitaplarına aittir. İman etmek aynı zamanda yaşamına çeki düzen vermek, ibadetlerini Allah rızası gözeterek yapmak, insanları sevip iyilik etmek ve hayırda yarışıp, hayır peşinde olanları desteklemek demektir. “hayra destek ve yardımcı olan onu yapmış sayılır” bilinciyle güzelliği desteklemek demektir. İman; ibadeti huşu içinde, Yüce Allah huzurunda bulunmanın ciddiyet ve mertebesinde yapmak demektir. İmanlı insanın ibdeti, buyruklara tam itaatin ve gönülden desteklediğinin göstergesidir. İçimizdekini bizden daha iyi bilen Allah’a yapılan ibadet ceza veya mükafata sebepse de ibadet bu mükafat için veya cezadan kurtulmak için de yapılmaz. İbadet sadece Allah rızasını gözederek yapılır. İbadetin kazandırdığı ahlak ta gösterişten uzak ve saf bir ahlaktır ki yine Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak gayesi güder. Gösteriş ve başa kakmadan uzak, menfaat ve beklenti içinde olmadan, yapmak zorunda olduğundan değil fakat yapılmak istendiği için yapılan güzel ve iyi şeylerin tamamıdır ahlak. İnanmadan da ibadet edilebilir ve güzel ahlak sergilenebilir. Hele iyi insan olmak ibadet olmadan da olur. benzer şekilde ibadet etmeden iman etmek de olur. Ancak bu çırpınışlar kişinin, toplumun hoşnutluğunu kazansa da hepsi bir bütün olmadan Allah’ın hoşnutluğunu kazanamaz. Tabiki doğrusunu Allah bilir. Ahlaklı ama ibadet etmeyen ve hatta iman etmemiş birisini Yüce Rabbim kabul buyurursa hangi fani karşı çıkabilir? İman ettiği, ibadetini aksatmadığı halde bir ahlaksızlığı veya zulmü nedeniyle cezaya çarpıtılmayı kim engelleyebilir? Burada bahsedilen aklımızın erdiği kadarıyla, haddi aşmadan ve ayet ve hadislerden çıkardığımız manayladır ki inanmak, şükretmek ve buna göre yaşamak olarak bir bütündür. Haddi aşmak veya yargılamak asla değildir. Doğrusunu Allah bilir. Sahabeler bile Hz. Peygamberimizin istişarelerinde sorduğu sorulara hep “Doğrusunu Allah ve Resulü bilir” diyerek yanıtlarken bizim bu satırlarla hüküm vermemiz mümkün değildir. Burada yazılanlar sadece bir hatırlatma ve öğüt vesilesidir. Özetle Bu dünya imtihanındaki yaptığımız şeylere göre alınacak semere, arzulayarak uğruna İman ettiğimiz o gül Cemal’e kavuşmanın, o sonsuz cennet ikramlarından yararlanmanın tek yoludur. Buna inanmazsak inancımız tam değil demektir. İnanır şükretmez ve af dilemezsek yetersiziz demektir. İnanır, şükreder ancak bu yaşam tarzını üç günlük fani hayatımıza yansıtmaz ve süslü dünya hayatının haşmetine dalarsak kaybettik demektir. Zaten inanan ve ibadet edenin ahlaksız olması, ahlaklı ve ibadetli olanın iman etmemesi, iman edip ahlaklı yaşayanın ibadet etmemesi mümkün değildir. Eğer bir insan bu üçlüden birinde bir zaaf gösteriyorsa o takdirde inancının üçü de zayıf demektir. Daha derin bakarsak iman edilecek şeylerden sadece birinde tereddüt yaşamak üçgenin tümünü yerle bir edecek kadar çetindir. Yahut ahlak üzere yapılacak bir kasıtlı yanlış Allah korusun senelerin uğraşını tek kalemde götürebilir. Unutmayalım ki; iyi insan olmak bir ömür sürer, kötü insan olmak on dakikadır. Allah herkese imanlı, ibadetli, ahlaklı yaşamayı, nefes aldığı her gün imanını arttırmayı, salih amel işlemeyi, velhasıl müslüman olarak ölmeyi nasip etsin. Amin! Devam edecek Ey insanlar! Peygamber size Rabbinizden hakkı gerçeği getirdi. O hâlde, kendi iyiliğiniz için iman edin. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerdeki her şey, yerdeki her şey Allah’ındır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Nisa 4/170 Allah'a hamd, Rasûlü'ne salât ve selam olsun... Bir şeyi yapmadan veya bir şeye başlamadan önce kişinin, o meseleye dair bilgisinin olması gereklidir. Aksi hâlde ıslah edeyim derken ifsat eder. İmam Şafii rahimehullah 'Kişinin üzerine, bir şeyi yapmadan önce onu öğrenmesi vaciptir.' demiştir. Aynı şekilde Ömer radıyallahu anh 'Alışveriş fıkhını bilmeyenler bizim çarşı pazarımıza gelmesin.' demiştir. Çünkü, fıkhını bilmeden alışveriş yapan bir kişi; ya faiz yiyerek Allah'ın hakkına girer ya kendisiyle muamelede bulunduğu kardeşlerinin hakkına girer veya kendisi zarar eder. Ancak her hâlukârda bir düzensizlik meydana gelir. Şöyle de örneklendirebiliriz; kişinin evlenmeden önce evlilik fıkhını bilmesi gerekir, ta ki karşısında kendisiyle muamelede bulunacağı insana nasıl davranması gerektiğini öğrensin. Evlenmeden önce fıkhını öğrenmeyenlerin hâlini, çevremizdeki ailelerin durumu en güzel şekilde tefsir etmektedir. Amel meselesi de aynen diğer meseleler gibi öncesinde fıkhının bilinmesini gerektirir. Aksi hâlde istenen fayda elde edilemez. Bizler Müslümanlar olarak amellerimizle Allah'ı razı etmeyi umuyoruz. Allah'ın neyden razı olduğunu, neye gazap ettiğini ve neye ecir verip neyi de cezalandırdığını bilmiyorsak O'nu razı etmemiz mümkün değildir. Allah ve Rasûlü, amellerde nelere dikkat etmemiz gerektiğini bize bildirmişlerdir. Biz de bu unsurları açıklamaya çalışacağız Allah'ın izniyle. 1. İhlas Amel konusunda dikkat edilmesi en mühim unsurlardan biridir ihlas. İhlas varsa amel var, ihlas yoksa amel yoktur. İhlas, kişinin amellerinde sadece Allah'ın rızasını kast etmesidir. Allah subhanehu ve teâlâ şöyle buyuruyor "Onlar, Allah'a ihlaslı bir şekilde hanifler olarak ibadet etmekten, namazı kılmak ve zekâtı vermekten başka bir şeyle emrolunmadılar." 98/Beyyine, 5 Allah subhanehu ve teâlâ bizden ayette de belirttiği üzere amellerimizde sadece onun rızasını gözetmemizi, bu şekilde kulluk görevimizi ifa etmemizi istiyor. Aksi takdirde amellerimizi Allah'tan başkalarının rızasını gözeterek yaparsak, kıyamet gününde bizi kendisi için amel ettiklerimizle baş başa bırakır. Dünya hayatında da ihlassız amellere ceza olarak, Allah subhanehu ve teâlâ bereketini çeker. Yaptığımız amel ilim olsun, davet olsun, cihad veya başka bir amel olsun fark etmez. Düşünsene kardeşim! Belki yıllarca İslam uğrunda amel etmiş, geceni gündüzüne katmışsın. Dünyadan elini eteğini çekmiş, önemli olan davadır demişsin. Hâliyle kıyamet gününde amellerine arzolunurken, sen dağlar misali amellerini bekliyorsun. Derken gerçekten senin o beklediğin ameller, aynıyla senin önüne konuyor. Ancak tam bu sırada senin dünyadayken çok duyduğun, ancak önemsemediğin bir kavramı sürüyorlar İhlas... Ve sana deniyor ki 'Bu amellerinde Allah'ın rızasının dışında rızalar gözetmişsin ey kul!' 'Peki sonuç? Amellerim ne olacak?' diyorsun. "Yaptıkları her işin önüne geçtik ve onu savrulmuş toz zerreleri kıldık" 25/Furkan, 23 ayeti tahakkuk ediyor. O kendisine ümitler bağladığın amellerin, ayaklarının altındaki değersiz birkaç toz zerresi oluveriyor... İşte ihlassızlığın vahim sonucu... İhlas Hakkında Yanlış Anlaşılan Bir Nokta Fudayl bin İyad rahimehullah diyor ki 'İnsanlar için ameli terk etmek riyadır. İnsanlar için amel etmek şirktir. İhlas ise Allah'ın seni bu iki durumdan kurtarmasıdır.' Kardeşim! Bizim öyle bir düşmanımız var ki ayette Allah subhanehu ve teâlâ onu 'açık düşman' olarak isimlendirmiştir. Bu düşman, kulu sırat-ı mustakimden saptırmak için her yolu değerlendiriyor. Kulu ifrata veya tefrite yönlendirdi mi amacına erişiyor. Bu konuda özellikle ihlaslı olmaya hırslı Müslümanları; şeytan, ihlas ile aldatıyor ve salih amellerden alıkoyuyor. Misal olarak; bir ayet okursun "Kim Allah'a güzel bir borç verirse o ona kat kat arttırır." 2/Bakara, 245 'Madem Allah katlarca fazlasını veriyor o hâlde ben de bugün infakta bulunacağım' dersin. Tam sadaka kutusuna yaklaşırsın ki şeytan sağdan yanaşır 'Bu kadar insanın içinde de infak edilmez ki. Bak! İçinde riya olan amel, olmasa daha iyi. Ahiretini düşün.' Şeytan bu şekilde bizi salih bir amelden alıkoyduktan sonra bizim o ruh hâline bürünmemiz zaten neredeyse mümkün değildir. Veya mescide girersin. Bir an 'tahiyyetü'l mescid namazı kılayım' dersin. Ancak kimsenin kılmadığını görünce 'İhlassız olan amel, olmasa daha iyi' der ve bir köşeye büzülürsün. Böylece şeytan, sana ihlas adı altında bir ameli daha terk ettirir... Ve daha sayılamayacak kadar, sadece muhasebeyle anlaşılabilecek benzeri misaller... Eğer biz ihlaslı bir kul olmak istiyorsak üzerimize ciddi bir muhasebe gereklidir. Her amelimizin öncesinde ve sonrasında 'ben bu ameli ne için ve kimin için yapıyorum' diye nefsimizle hesaplaşmamız gerekir. Çünkü, ihlasla problemi olmayanın ihlasla problemi vardır. Yani kendisine ihlası dert edinmeyen, sadece bir kitapta karşılaştığında veya bir derste dinlediğinde hatırlayan kişi ihlaslı olamaz. Bu şekilde muhasebeden uzak kalanların kendilerini muhasebe ettiklerinde görecekleri şey, riya kırıntısı değil riyanın ta kendisidir. Allah subhanehu ve teâlâ bizi muhlis kullarından eylesin. Kardeşim! Sen amellerini yaparken, ibadetlerini Allah'a sunarken ya ihlaslısındır veya riyakâr. Bunun dışında bir seçenek yok; ya Allah'ın rızası ya da kulların. Peki bizim bu iki seçenekten hangisine ihtiyacımız var? Eğer biz Allah'ın rızasını istiyorsak, O'nun cemalini görmeyi istiyorsak, O'nun cennetlerini, Firdevs-i Âlâ'yı istiyorsak, O'nun hayali bile mümkün olmayan muhteşem ve muazzam nimetlerini istiyorsak o hâlde ihlasa ihtiyacımız var. 2. Sünnete Uygunluk Amellerimizin kabul olunabilmesi için gerekli olan şartlardan biri de sünnete uygun olmasıdır. Sünnete uygun olmasından kasıt, amellerimizi kendi şahsi düşüncelerimize göre değil de Rasûlullah'ın yaptığı gibi yapmaktır. Allah subhanehu ve teâlâ kıyamet gününde bize amellerimizi neye göre yaptığımızı soracak. Amellerimizi Allah Rasûlü'ne tabi olarak onun gösterdiği şekilde yaptığımızı söyleyebileceksek ne mutlu bize. Aksi takdirde amellerimizi ne kadar da ihlasla yapmış olsak bize fayda sağlamayacaktır. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor "Kim bizim bu işimizde onda olmayan şeyleri yaparsa o reddolunur, kabul olunmaz." Muttefekun Aleyh Aynı şekilde Allah subhanehu ve teâlâ buyuruyor ki "Kim Rabbine ve ahiret gününe kavuşmayı umuyorsa salih amel yapsın ve Rabbine hiçbir şeyi ortak koşmasın." 18/Kehf, 110 Âlimler genel olarak bu ayeti şöyle anlamışlardır "Salih amel yapsın"dan kasıt; sünnete uygun olsun manasıdır. "Rabbine hiçbir şeyi ortak koşmasın" dan kasıt ise; ihlaslı olsun manasındadır. Sahabeler, Allah Rasûlü'ne en güzel şekilde tabi oluyorlardı. Hayatlarının her alanında onu kendilerine örnek ve önder olarak alıyorlardı. "Bir gün Peygamber, sahabesiyle birlikte namaz kılarken Cibril, Peygamber'imize gelip ayağında necaset olduğunu haber veriyor. Peygamber, bunun üzerine ayakkabısını çıkarıp kenara koyuyor. Sahabeler, Peygamber'imizin ayakkabısını çıkardığını görünce onlar da çıkarıp kenara koyuyorlar. Namazdan sonra Allah Rasûlü sebebini sorunca 'Ey Allah'ın Rasûlü! Senin çıkardığını görünce biz de çıkardık.' diyorlar. Bunun üzerine Allah Rasûlü durumu onlara izah ediyor." Ebu Davud Bu olayda sahabenin Allah Rasûlü'ne muvafakat etmedeki hırslarını görüyoruz. Sahabe, Allah Rasûlü'nün yaptığı şekilde amel etme konusundaki titizliğiyle beraber, Allah Rasûlü'ne tabi olmayıp yeni yollar edinenleri şiddetle eleştirmişlerdir. Mesela "Ebu Musa El-Eş'ari mescidde insanların halka hâlinde sesli zikir yaptıklarını görür. Bu olayı, İbni Mesud'a haber verir. İbni Mesud gelir ve der ki 'Kötülüklerinizi sayın! Böylelikle ben de sizin hiçbir iyiliğinizin zayi olmayacağını garantileyeyim. Yazık size! Ne çabuk helak oldunuz Muhammed ümmeti! İşte Rasûlullah'ın ashabı aranızda. Elbiseleri bile henüz çürümemiş. Kullandığı kaplar kırılmış değil. Canım elinde olan Allah'a yemin olsun ki ya siz Muhammed milletinden daha doğru bir millet üzeresiniz veya sapıklık kapılarını açmaktasınız.' " Dârimi Genel manada Allah Rasûlü'nün yaptığı amellerden birini terk etmek veya ona ittibayı terk etmek, başlangıç olarak bizi sadece 'Bu amelinde Allah Rasûlü'ne tabi olmayı terk etti' konumuna düşürse de sonuç itibarıyla önümüze tahmin edemeyeceğimiz sorunlar çıkarabilir. Örnekler verelim "Allah Rasûlü Necm suresini okudu, secde etti. Orada bulunan herkes secde etti. Bir adam eline toprak alıp alnına götürdü ve 'bu kadarı bana yeter' dedi. Ben onu daha sonra Bedir'de kâfir olarak öldürülmüş buldum." Buhari "Tebük gazvesinde Allah Rasûlü emretti 'Kuvvetli binek sahipleri bizimle savaşa katılsın.' Bu emre muhalefet eden adamlardan birisini, devesi düşürdü ve adam öldü. Orada bulunanlar 'O adam şehiddir.' dediler. Allah Rasûlü, Bilal'e şöyle nida etmesini emretti 'Cennete asiler giremez.' " Abdurrezzak, Musannef Allah bizleri kendi yolunda ihlaslı ve sünnete uygun olarak mücadele eden ve bu hâl üzere iken huzuruna kavuşan kullarından eylesin.

iman ibadet ihlas sünnet ve amel kavramlarının anlamları